Old Trafford'da beklenen trible!
Perşembe, Kasım 26, 2009 — [Uğur Kaya] — 0 [ YORUM YAZ ]P.S: Bide golü izlerken anımsadım Arif'in golü, Elvir Boliç'in golü hep çaprazdan, uzaktan ve bir oyuncuya çarparak girmiş gollerdi. Tello'nun golünde de rakip oyuncuya çarpıp kaleciyi kontirpiye de bırakarak bize yine, yeni, yeniden dejavu yaşattı..
Fdve Special Food - Risotto
Çarşamba, Kasım 25, 2009 — [Uğur Kaya] — 1 [ YORUM YAZ ]Herkes meşgul olduğu işle uğraşsın. Peki öyleyse doğru bir lafta olabilir. Bayrama yaklaşıyoruz biraz konsept dışına çıkalım ve sizleri İtalya'ya götürelim bilmeyenleri Risotta ile tanıştıralım.
İlk defa Risotto yapacak olanlar için: Risotto önceden hazırlanıp, sonradan tekrar ısıtılacak bir pilav değil. Pişirilir pişirilmez, yenmeli. Yoksa, çimento harcı gibi bir pilavınız olur. Biraz emek isteyen bir Risotto lezzetli bir Risotto oluyor.
Malzemeler: 4 kişilik
- 75 gr. (5 yemek kaşığı) tuzsuz tereyağı
- 1 adet orta boy, beyaz kuru soğan
- 330 gr. (1.5 cup) rizotto pirinci
- 125 ml. (1/2 cup) sek beyaz şarap
- 1.5 litre (6 cup) ev yapımı sebze suyu*
- 1 tatlı kaşığı (1 tsp) tuz
- 100 gr. ıspanak yaprağı
- 40 gr. maydanoz yaprağı
- 40 gr. dereotu
- 6 adet yeşil taze soğan
- 75 gr. (3/4 cup) rendelenmiş parmesan peyniri
Tarif:Ev yapımı sebze suyunu kaynatın. Ispanağı ince ince doğrayın ve bir tavada çok az zeytinyağıyla 1 dakika kavurun. Bir köşede sıcak vaziyette bekletin. Maydanozu, dereotunu ve yeşil soğanı ince ince doğrayın.
Kuru soğanı minik minik küpler şeklinde doğrayın. Orta boy bir tencereye 2 yemek kaşığı tereyağını koyun. Yağ eriyince, doğradığınız kuru soğanı ekleyin. Yumuşayana kadar kavurun. Ardından, yıkanmamış rizotto pirincini soğanların üzerine ekleyin. Ocağın ısısını ortanın biraz üzerine getirin ve soğanla pirinci 1 dakika kadar kavurun.Şarabı ve tuzu ekleyin. Pirinci tahta kaşıkla karıştırarak şarabı çekmesini ve alkolün uçmasını bekleyin. Ocağın ısısını ortanın biraz altına getirin. Tencereye bir kepçe, sıcak halde bekleyen sebze suyundan dökün. Pirinç, sebze suyunu çekene kadar (dikkat: tamamen çekmiyecek. Dibinde bir miktar su kalacak) tahta kaşıkla karıştırın. Ardından 1 kepçe daha sebze suyu ekleyin. Tenceredeki sebze suyu bitene kadar bu işleme devam edin. Bitmesi yaklaşık 25 - 30 dakika sürüyor.Artık kremamsı görünen ama çiğnediğinde hafifçe dişe gelen rizottoya, yeşillikleri ve parmesan peynirini ekleyin. Hepsini karıştırıp, acil tarafından servis yapın.
- *Sebze Suyu:Sebze suyu yapmak çok basit. Gerekenler: Birer adet iri iri doğranmış pırasa, kuru soğan, havuç, kök kereviz. Ayrıca iki diş sarmısak, bir demet maydanoz sapı, 2 adet defne yaprağı, bir sap taze kekik ve 2 litre su. Bütün malzemeyi bir tencereye koyun ve orta ateşte 1 saat pişirip, ince delikli bir süzgeçten geçirin.
O Şimdi Nerede? #5
Çarşamba, Kasım 25, 2009 — brokoli — 0 [ YORUM YAZ ] — Etiketler: brokoli, profillerTürkiye semalarına 95 - 96 sezonunda İstanbulspor ile girdi... O sezon forma giydiği 9 maçtan 3 beraberlik ve 3 galibiyetle ayrıldı...

Ateş-Güneş.
Çarşamba, Kasım 25, 2009 — Doruk — 2 [ YORUM YAZ ] — Etiketler: Doruk, galatasaray1930'lu yıllarda Galatasaray'a çok zarar veren bir bölünme.
1929 yılında çıkan birtakım iç anlaşmazlıklar, 1933 yılında bir bölünmeyle sonuçlanır. Eşref Şefik(Atabey) 'Olimpiyat' adlı dergide yazdığı kulüp alehtarı yazılardan ötürü üyelikten ihraç edilir.
Eşref Şefik'in kulüpten atılması tepki yaratır. Uzun yıllar kulüğ başkanlığı yapan Yusuf Zİya Öniş'in istifasıyla ortalık karışır. Bu tatsız gelişmelerin nedeni de amatörlük-profesyonellik tartışmasıdır. Yusuf Ziya Öniş ve arkadaşları futbolun ancak profesyonellikle kalkınabileceğini savunurlar.
Buna karşılık Suat Hayri Ürgüplü de amatörlüğü ve futbol takımının liseye dayanma özelliğinin korunmasını ister.
Ayrılan 25 üye Yusuf Ziya Bey'in etrafında toplaşıp yeni bir kulüp kurmaya karar verir. Bu kulübe öncelikle Sarı-Kırmızı adını vermek isterler, ancak Sultani'den gelen tepkilerle kulübün adı Ateş-Güneş olur.
Bir süre sonra Güneş diye anılan takım ligde fırtına gibi eser. Atatürk'ün yakınlarınca Cevad Abbas Bey'in başkan seçilmesinin ardından bu takım çok güçlenir.
Galatasaray'ın engelleme çabalarına karşın bu takım ligde oynama hakkını elde eder. Bununla da kalmayıp Galatasaray'dan bazı futbolcuları transfer ederek huzursuzluk yaratır. Bundan sonra Güneş, Galatasaray için gün geçtikçe tatsızlaşan bir mevzu halini alır.
* * *
Siyasi gücü arkasına alan Güneş'e sağlanan destek açıktır. 4 Temmuz 1937'de oynanan ve olaylar çıkan maç sonucunda dönemin başbakanı İsmet İnönü, Galatasaraylıları tehdit eden, hatta kulübün kapatılabileceğini ihtar eden bir bildiri yayınlar.
* * *
Bu atmosferde 1938 yılında Güneş Milli Küme'de şampiyon olur. Beşiktaş ikinci Galatasaray da üçüncüdür. Aynı yıl, Futbol Ajanı Zeki Rıza Sporel'in istifası ve yerine başkasının bulunamaması yüzünden geciken İstanbul Ligi ancak kasım ayında başlar ve tek devreli olarak yapılabilir. Burda da Güneş averajla şampiyon olur. Bu şampiyonlukta geçerli olan averaj hesabı da ilginçtir;
34 gol atıp 8 gol yiyen güneş atılanın yenene gölünmesi gibi garip bir uygulamayla 4,25 averaja ulaşır. 40 gol atıp 10 gol yiyen Fenerbahçe iste 4 averajla ikinci olur. 44 gol atıp 10 gol yiyen Beşiktaş ise 3,66 ile üçüncülükte kalır. Oysa bilinen tüm averaj hesaplarına göre bu ligde Beşiktaş birinci, Fenerbahçe ikinci, Güneş ise üçüncü olmalıdır. Güneş'in arkasındaki siyasi güç, şampiyonu bile değiştirebilecek boyuttadır.

* * *
Ancak bütün bu zorlamanın sporda uzun süre etkili olabilmesine imkan yoktur. Güneş bu denli parlak bir biçimde yükselirken, birden bire batıverir. 1939 yılında kulüp kendini fesheder. Oysaki daha birkaç ay öncesinin şampiyon takımına sahiptir. Nefis bir kulüp lokali vardır, futbolun yanında atletizm, kürek ve güreşte de güçlü ekipler oluşturarak kulüpleşme yolunda hızlı adımlarla ilerlemektedir. Ayrıca yıl içinde Atatürk'ün bu kulübü ziyaret etmiş olması da önemli ve anlamlı bir gelişmedir.
Ama yüzeydeki bu parıltının aksine Güneş, köksüz bir kulüptür. Dayandığı güçlü bir camia ya da kulüp yoktur. Bu yüzden de kapısına kilit vurulur. Bu işin Atatürk'ün ölümünün hemen ardından olması ise işin siyasal boyutunu açıkça gözler önüne koyar.
Galatasaray-Güneş arasında oynanan maçlar;
01.12.1935: 6-2
20.12.1936: 1-1
21.03.1937: 2-2
04.07.1937: 1-1
19.12.1937: 0-6
20.03.1938: 0-7
05.06.1938: 2-4
(Galatasaray Spor Kulübü Tarihi, Ahmet Çakır.)
Bu Kobe'nin derdi nedir?
Salı, Kasım 24, 2009 — [Uğur Kaya] — 0 [ YORUM YAZ ] — Etiketler: basketbolHafta içi parantezler
Salı, Kasım 24, 2009 — İlkin Nasirov — 0 [ YORUM YAZ ]
Demirören "Takımımız iyi oynadığı ve başarılı sonuçlar aldığı sürece taraftar da daha sağduyulu olacak ve kenetlenecektir. Bunun meyvesini geçen sene nasıl iki kupayla aldıysak, bu sene de bu takımın büyük başarılara imza atacağına inanıyorum. Taraftarın tek bir görevi vardır o da takımı desteklemek. Kimin başkan olup olmayacağına kongre karar verir"
Luca Toni Van Gaalla ilgili "4 aydır kendisiyle sorun yaşıyorum. Artık yeter, daha fazla dayanamıyorum"
C. Ronaldo "Altı haftadır forma giymiyorum. Futbolu ne kadar özlediğimi anlatamam. Oynamak için ölüyorum. Çektiğim ağrılar beni hiç ilgilendirmiyor, Barcelona karşısında oynamak istiyorum"
Alex De Souza "Aldığımız kötü sonuçlara rağmen halen lideriz, ligi lider olarak tamamlamak için elimizden geldiğince konsantre olup, hatalarımızın üstüne giderek tüm gücümüzü ortaya koyan bir performans sergilemeliyiz."
Kaka "Eğer parayı bu kadar önemsiyor olsaydım, başka takımlara da gidebilirdim. Ama ben her zaman Real Madrid'de oynamanın hayalini kurdum. Manchester City bana astronomik bir teklif yaptı ve Milan da ilk defa beni satmayı o zaman düşündü. Ancak taraftarlar benden kalmamı istedi, ben de öyle yaptım. O zaman gitmenin doğru olmadığını düşünüyordum. Real Madrid'den teklif gelmeseydi, Milan'dan ayrılmazdım"
Collina, "Günümüz teknolojisi devamlı olarak ilerliyor. Hakemlerin de bu modaya uyum sağlaması gerek. Bu sayede hakem hatalarının en aza indirilebileceğini düşünüyorum. Henry'nin topu elle sürüklemesi birkaç saniye sürmüş olabilir ama bazen hakemlerin de göremediği pozisyonlar vardır. Önemli olan gelecekte bu hataların tekrarlanmaması"
HENRY "Irlanda Maçının ertesi günü, hattâ ondan sonraki gün bile kendimi yalnız hissettim. Gerçekten yapayalnız.Bunu yapmamalıydım. Ama açıkçası, kontrol edilebilir bir şey değil. Yaşadığımız bunca şeyden sonra, evet, pişmanım"
Hay ağzını öpeyim Ergin!
Pazartesi, Kasım 23, 2009 — [Uğur Kaya] — 1 [ YORUM YAZ ] — Etiketler: basketbolSüper Lig'de Haftanın Panoraması
Pazartesi, Kasım 23, 2009 — brokoli — 0 [ YORUM YAZ ] — Etiketler: brokoli, süper ligde haftanın panoraması
Nereden sevdim o zalimi?
Pazartesi, Kasım 23, 2009 — .. der ve uzaklaşır genç adam — 3 [ YORUM YAZ ] — Etiketler: sense of humourBir ayak..
Bir canavar..
Bir kadın..
Bu ayak, 11 Şubat 2009'da oynanan Türkiye-Fildişi Sahili maçında Fildişi Sahili'nin forvetinde oynayan Didier Drogba'ya ait. Maça çıkarken oldukça over-confident görünen Drogba, maçtan sonra kendisini savunan defans oyuncusu hakkında 'nefesini her daim ensemde hissettim, onunla bir daha karşılaşmak istemem' diyeceğinden habersizdi. Üç atalım, beş atalım deyu yürüyordu santraya doğru.
Ve o geldi.. Servet. Ayıboğan da derler ona. Dosta güven, düşmana korku salar. Drogba'ya asla unutamayacağı bir ders verdi o maçta. 
Bu kadın, Servet'in sevgilisi. Bunun geldiği maçlarda 3 kişilik oynar Servet. Zerre yorulmaz, dili hiç dışarı çıkmaz.
Ve bu da meşhur Servet.
Şimdi, kim inanır bu adamın Drogba'nın ayağını eline verdiğine? Dosta güven, düşmana korku saldığına?
Golleri çıkar, Galatasaray yendi diyebilin mi? Diyemen. Yenmedi zaten. 1-1 berabere kaldık. Henüz ciddi bir rakiplerörö.
Tribünde gülen o kadın Ayıboğan Servet'i alıp peluşa çevirmiş. Yusuf yüzlü bir mücahite benziyor Servet. Ve Drogba, Servet'in bu halini görende intikam için geri gelecek...

















