Bugün Bayram!




HERKESE İYİ BAYRAMLAR


Sağlıklı,huzurlu,mutlu ve bereketli bir bayram geçirmeniz dileklerimle...

Old Trafford'da beklenen trible!



  Önce Galatasaray efsane 3-3 lük seri ile fetih yapmıştı. 40 yıllık kendi saha namağlup ünvanını kaybettiren ise Fenerbahçe olmuştu 'şeytanlara'. 3 büyüklerin üvey evladı Beşiktaş ise er yada geç tamamlamalıydı bu seriyi. Ve bugün itibariyle son halkada tamamlandı.  Bu üçleme ile gerçek gurur duymaya kaldığımız hasretide biraz dindirelim.. Tebrikler Beşiktaş..

P.S: Bide golü izlerken anımsadım Arif'in golü, Elvir Boliç'in golü hep çaprazdan, uzaktan ve bir oyuncuya çarparak girmiş gollerdi. Tello'nun golünde de rakip oyuncuya çarpıp kaleciyi kontirpiye de bırakarak bize yine, yeni, yeniden dejavu yaşattı..


ManU 0 - Beşiktaş 1 Özet gol tello

Fdve Special Food - Risotto





   Herkes meşgul olduğu işle uğraşsın. Peki öyleyse doğru bir lafta olabilir. Bayrama yaklaşıyoruz biraz konsept dışına çıkalım ve sizleri İtalya'ya götürelim bilmeyenleri Risotta ile tanıştıralım.
İlk defa Risotto yapacak olanlar için:  Risotto önceden hazırlanıp, sonradan tekrar ısıtılacak bir pilav değil. Pişirilir pişirilmez, yenmeli. Yoksa, çimento harcı gibi bir pilavınız olur. Biraz emek isteyen bir Risotto lezzetli bir Risotto oluyor.

Malzemeler: 4 kişilik

  • 75 gr. (5 yemek kaşığı) tuzsuz tereyağı
  • 1 adet orta boy, beyaz kuru soğan   
  • 330 gr. (1.5 cup) rizotto pirinci
  • 125 ml. (1/2 cup) sek beyaz şarap  
  • 1.5 litre (6 cup) ev yapımı sebze suyu* 
  • 1 tatlı kaşığı (1 tsp) tuz 
  • 100 gr. ıspanak yaprağı 
  • 40 gr. maydanoz yaprağı 
  • 40 gr. dereotu 
  • 6 adet yeşil taze soğan 
  • 75 gr. (3/4 cup) rendelenmiş parmesan peyniri

    Tarif:Ev yapımı sebze suyunu kaynatın. Ispanağı ince ince doğrayın ve bir tavada çok az zeytinyağıyla 1 dakika kavurun. Bir köşede sıcak vaziyette bekletin. Maydanozu, dereotunu ve yeşil soğanı ince ince doğrayın.
    Kuru soğanı minik minik küpler şeklinde doğrayın. Orta boy bir tencereye 2 yemek kaşığı tereyağını koyun. Yağ eriyince, doğradığınız kuru soğanı ekleyin. Yumuşayana kadar kavurun. Ardından, yıkanmamış rizotto pirincini soğanların üzerine ekleyin. Ocağın ısısını ortanın biraz üzerine getirin ve soğanla pirinci 1 dakika kadar kavurun.Şarabı ve tuzu ekleyin. Pirinci tahta kaşıkla karıştırarak şarabı çekmesini ve alkolün uçmasını bekleyin. Ocağın ısısını ortanın biraz altına getirin. Tencereye bir kepçe, sıcak halde bekleyen sebze suyundan dökün. Pirinç, sebze suyunu çekene kadar (dikkat: tamamen çekmiyecek. Dibinde bir miktar su kalacak) tahta kaşıkla karıştırın. Ardından 1 kepçe daha sebze suyu ekleyin. Tenceredeki sebze suyu bitene kadar bu işleme devam edin. Bitmesi yaklaşık 25 - 30 dakika sürüyor.Artık kremamsı görünen ama çiğnediğinde hafifçe dişe gelen rizottoya, yeşillikleri ve parmesan peynirini ekleyin. Hepsini karıştırıp, acil tarafından servis yapın.

  • *Sebze Suyu:Sebze suyu yapmak çok basit. Gerekenler: Birer adet iri iri doğranmış pırasa, kuru soğan, havuç, kök kereviz. Ayrıca iki diş sarmısak, bir demet maydanoz sapı, 2 adet defne yaprağı, bir sap taze kekik ve 2 litre su. Bütün malzemeyi bir tencereye koyun ve orta ateşte 1 saat pişirip, ince delikli bir süzgeçten geçirin.

O Şimdi Nerede? #5

Türkiye semalarına 95 - 96 sezonunda İstanbulspor ile girdi... O sezon forma giydiği 9 maçtan 3 beraberlik ve 3 galibiyetle ayrıldı...


Bir sonraki sezonda ise, gene aynı formayı iki kat giydi; 18 maç. Ve bir gole imza attı... Bir sonraki sezonda ise 26 maç oynadı... Bir sonraki sezon ise 27... Sürekli üzerine bir şeyler koyup oynuyordu ki, istikrarlı bir kariyeri vardı...

22 maçlı bir 1999 - 2000 sezonundan sonra Adanaspor'a transfer olur...

11 maç/ 1 gol istatistikli bir sezondan sonra 2001 - 2002'de hiç maça çıkmaz, 14 maça çıktığı 2002 - 2003 sezonundan sonra 22 maçlı bir 2003 - 2004 sezonu yaşar ve Sivas'a gider...

Bu, onun için kategori düşmektir; artık Türk Telekom Lig A'dadır...

7 maça çıktığı sezonda, onun oynadığı maçlarda bir kere yenilir Sivasspor... Yine de bu yeterli değildir sanırım, Yozgatspor'a gider...

20 maça çıktığı bir sezonun ardından da 2006 - 2007'yi pas geçer...

Lüleburgazspor'a, TFF 3. Lig'e gider... Sezonlar 2007 - 2008'i göstermektedir... Burada da 14 maça çıkar 2 Aralık 2007'de yapılan doping testi pozitif çıkınca ömür boyu futboldan men edilir Almanya doğumlu oyuncu...

Cezanın bu kadar ağır olmasının sebebi ise daha önce de bir kere dopinginin pozitif çıkmasıydı... Futbolu bırakır, ülkeyi terk eder...

Antrenörüne kırgındır, futbola kırgındır...

Kendisine yanlış ilacın verildiğini bağırır ancak duyan olmaz, belki de hepimize kırgındır...

Hırsı ve sağlam yapısı nedeniyle sık sık kart cezalısı durumuna düşmesine rağmen amiyane tabirle "futbol kaşarı" olmadan istikrar yakalayan bir defans oyuncusu, böyle yitip gider semalarımızdan: Timur Yanyalı...

Halbuki futbola ilk başladığı Almanya'da, kimbilir ne hayalleri vardı... Belki cahillikten belki aşırı güvenden yaptığı hataların bedelini ödedi... Yeni nesle ise ders gibi bir kariyer bıraktı... Anlayabilene...

Ateş-Güneş.

1930'lu yıllarda Galatasaray'a çok zarar veren bir bölünme.
1929 yılında çıkan birtakım iç anlaşmazlıklar, 1933 yılında bir bölünmeyle sonuçlanır. Eşref Şefik(Atabey) 'Olimpiyat' adlı dergide yazdığı kulüp alehtarı yazılardan ötürü üyelikten ihraç edilir.
Eşref Şefik'in kulüpten atılması tepki yaratır. Uzun yıllar kulüğ başkanlığı yapan Yusuf Zİya Öniş'in istifasıyla ortalık karışır. Bu tatsız gelişmelerin nedeni de amatörlük-profesyonellik tartışmasıdır. Yusuf Ziya Öniş ve arkadaşları futbolun ancak profesyonellikle kalkınabileceğini savunurlar.
Buna karşılık Suat Hayri Ürgüplü de amatörlüğü ve futbol takımının liseye dayanma özelliğinin korunmasını ister.
Ayrılan 25 üye Yusuf Ziya Bey'in etrafında toplaşıp yeni bir kulüp kurmaya karar verir. Bu kulübe öncelikle Sarı-Kırmızı adını vermek isterler, ancak Sultani'den gelen tepkilerle kulübün adı Ateş-Güneş olur.
Bir süre sonra Güneş diye anılan takım ligde fırtına gibi eser. Atatürk'ün yakınlarınca Cevad Abbas Bey'in başkan seçilmesinin ardından bu takım çok güçlenir.
Galatasaray'ın engelleme çabalarına karşın bu takım ligde oynama hakkını elde eder. Bununla da kalmayıp Galatasaray'dan bazı futbolcuları transfer ederek huzursuzluk yaratır. Bundan sonra Güneş, Galatasaray için gün geçtikçe tatsızlaşan bir mevzu halini alır.
* * *
Siyasi gücü arkasına alan Güneş'e sağlanan destek açıktır. 4 Temmuz 1937'de oynanan ve olaylar çıkan maç sonucunda dönemin başbakanı İsmet İnönü, Galatasaraylıları tehdit eden, hatta kulübün kapatılabileceğini ihtar eden bir bildiri yayınlar.
* * *
Bu atmosferde 1938 yılında Güneş Milli Küme'de şampiyon olur. Beşiktaş ikinci Galatasaray da üçüncüdür. Aynı yıl, Futbol Ajanı Zeki Rıza Sporel'in istifası ve yerine başkasının bulunamaması yüzünden geciken İstanbul Ligi ancak kasım ayında başlar ve tek devreli olarak yapılabilir. Burda da Güneş averajla şampiyon olur. Bu şampiyonlukta geçerli olan averaj hesabı da ilginçtir;
34 gol atıp 8 gol yiyen güneş atılanın yenene gölünmesi gibi garip bir uygulamayla 4,25 averaja ulaşır. 40 gol atıp 10 gol yiyen Fenerbahçe iste 4 averajla ikinci olur. 44 gol atıp 10 gol yiyen Beşiktaş ise 3,66 ile üçüncülükte kalır. Oysa bilinen tüm averaj hesaplarına göre bu ligde Beşiktaş birinci, Fenerbahçe ikinci, Güneş ise üçüncü olmalıdır. Güneş'in arkasındaki siyasi güç, şampiyonu bile değiştirebilecek boyuttadır.


* * *
Ancak bütün bu zorlamanın sporda uzun süre etkili olabilmesine imkan yoktur. Güneş bu denli parlak bir biçimde yükselirken, birden bire batıverir. 1939 yılında kulüp kendini fesheder. Oysaki daha birkaç ay öncesinin şampiyon takımına sahiptir. Nefis bir kulüp lokali vardır, futbolun yanında atletizm, kürek ve güreşte de güçlü ekipler oluşturarak kulüpleşme yolunda hızlı adımlarla ilerlemektedir. Ayrıca yıl içinde Atatürk'ün bu kulübü ziyaret etmiş olması da önemli ve anlamlı bir gelişmedir.
Ama yüzeydeki bu parıltının aksine Güneş, köksüz bir kulüptür. Dayandığı güçlü bir camia ya da kulüp yoktur. Bu yüzden de kapısına kilit vurulur. Bu işin Atatürk'ün ölümünün hemen ardından olması ise işin siyasal boyutunu açıkça gözler önüne koyar.
Galatasaray-Güneş arasında oynanan maçlar;
01.12.1935: 6-2
20.12.1936: 1-1
21.03.1937: 2-2
04.07.1937: 1-1
19.12.1937: 0-6
20.03.1938: 0-7
05.06.1938: 2-4

(Galatasaray Spor Kulübü Tarihi, Ahmet Çakır.)

Şampiyonlar ligi - Night of Salı


ÖĞRETMENİM CANIM BENİM


Bize emek veren bütün öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun...

Bu Kobe'nin derdi nedir?


Hafta içi parantezler


Demirören "Takımımız iyi oynadığı ve başarılı sonuçlar aldığı sürece taraftar da daha sağduyulu olacak ve kenetlenecektir. Bunun meyvesini geçen sene nasıl iki kupayla aldıysak, bu sene de bu takımın büyük başarılara imza atacağına inanıyorum. Taraftarın tek bir görevi vardır o da takımı desteklemek. Kimin başkan olup olmayacağına kongre karar verir"
Luca Toni Van Gaalla ilgili "4 aydır kendisiyle sorun yaşıyorum. Artık yeter, daha fazla dayanamıyorum"
C. Ronaldo "Altı haftadır forma giymiyorum. Futbolu ne kadar özlediğimi anlatamam. Oynamak için ölüyorum. Çektiğim ağrılar beni hiç ilgilendirmiyor, Barcelona karşısında oynamak istiyorum"
Alex De Souza "Aldığımız kötü sonuçlara rağmen halen lideriz, ligi lider olarak tamamlamak için elimizden geldiğince konsantre olup, hatalarımızın üstüne giderek tüm gücümüzü ortaya koyan bir performans sergilemeliyiz."
Kaka "Eğer parayı bu kadar önemsiyor olsaydım, başka takımlara da gidebilirdim. Ama ben her zaman Real Madrid'de oynamanın hayalini kurdum. Manchester City bana astronomik bir teklif yaptı ve Milan da ilk defa beni satmayı o zaman düşündü. Ancak taraftarlar benden kalmamı istedi, ben de öyle yaptım. O zaman gitmenin doğru olmadığını düşünüyordum. Real Madrid'den teklif gelmeseydi, Milan'dan ayrılmazdım"
Collina, "Günümüz teknolojisi devamlı olarak ilerliyor. Hakemlerin de bu modaya uyum sağlaması gerek. Bu sayede hakem hatalarının en aza indirilebileceğini düşünüyorum. Henry'nin topu elle sürüklemesi birkaç saniye sürmüş olabilir ama bazen hakemlerin de göremediği pozisyonlar vardır. Önemli olan gelecekte bu hataların tekrarlanmaması"
HENRY "Irlanda Maçının ertesi günü, hattâ ondan sonraki gün bile kendimi yalnız hissettim. Gerçekten yapayalnız.Bunu yapmamalıydım. Ama açıkçası, kontrol edilebilir bir şey değil. Yaşadığımız bunca şeyden sonra, evet, pişmanım"

Hay ağzını öpeyim Ergin!






"Ben bu olayın çok fazla abartıldığını düşünüyorum. Biz Türkiye'de her şeyi abartmayı seviyoruz. Evet ortada bir hata var. Ama şu da bir gerçek ki mantıklı düşündüğümüz zaman; Cemal Nalga Türkiye'de düzenlenen bir hazırlık maçında ceza aldı. Türkiye'de düzenlenen bir hazırlık maçında ceza alan bir oyuncu benim bilgime göre Avrupa'da düzenlenen bir turnuvada cezalı bir konumda olmaması gerekiyor. Yani bugün Türkiye liginde cezalı olan bir oyuncu Avrupa Kupaları'nda oynayabiliyor. Zaten hazırlık maçlarında ceza alan bir oyuncunun hazırlık maçlarında cezasını çekmesi çok mantıklı değil. Çünkü bir gün içinde sabah, öğle, akşam hazırlık maçı alırsınız bu oyuncunun cezası biter. Ortada bir insan hatası var. Yani ortada 'çok büyük bir sahtekarlık', 'Avrupa'daki turnuvayı kandırma' yok. Bu olayın bu kadar büyütülmesine hiç anlam veremiyorum. Galatasaray camiasına geçmiş olsun diliyorum"
                                                                                                    Ergin Ataman / Efes Pilsen Coach




       Kaç gündür bahsedemedim blogta, şu Cemal Nalga olayını biliyorsunuz. Ataman bir bilir kişi sıfatıyla o kadar güzel özetlemiş ki üstüne başka laf etmeye hacet bırakmamış. Ama hacet etmeden de duramıyacağım genede. Ki Adnan Polat'ın da fazlasıyla suçu var. Yok biz namusluyuz ayağına koz verdi cellatlara. Onlarda kesti hükümü. Boş kaleye gol atmak gibi. Futbol tarafında yapmadığı dürüstlüğü Basketbolda yaptı güya. Sözde Galatasaray'ın şanını kurtardı, böyle şeylere taviz vermedi desinler. Ama Basketbol şubesine verdiği zararı unutuyor. Aynısını futbolda yaparmıydı ve akabinde aynı cezalar futbol takımına aynı konu ve olay itibariyle verilseydi yine şimdiki gibi gıkı çıkmaz mıydı kısaca adaletin kestiği parmak acımaz dermiydi kestirmeden hayır yüzbin kere hayır. Eğer futbolda haksızken bile üste çıkmaya çalışıyorsan aynısını Türkiyede alt spor olarak gösterilen Basketbol'da da yapacaksın, bayan baskettede, Voleybolda'da falancada da filancadada hatta an itibariyle varsa uzun eşşek takımında da. Büyütülmeyecek bir durumu önce kendin teslim olarak ve de yayarak büyüttürdün, malzeme arayan türk basınına ve de ezeli rakiplere verdin yemi. Ne deyim bilmiyorum ki?

Süper Lig'de Haftanın Panoraması

13. hafta peş peşe süprizlerle geçerken Galatasaray'ın alışageldik "liderliği tepme sendromu"nun yanı sıra uzun zamandır özlemini duyduğumuz "şarap misali" forvet oyuncusu Kayseri'den tüm Türkiye'ye seslenmeye devam etti...

Haftanın ilk maçında, derbi manası taşıyan Gaziantep - Bursa maçında, görkemli bir oyun izledik. İki takım da galibiyete çok yakınken tavşan ayağıyla oyuna girer girmez golü bulan Kirita'nın tarafı kazandı... Gaziantep kalecisi Mahmut'un mükemmele yakın oyunu skorun farklılaşmasına engel olurken, defansın adam paylaşımında yaptığı hata sonucu gülen taraf konuk ekip Bursaspor oluyordu... Birkaç haftadır panoramalarda üzerinde durduğumuz Olcan'a nazar değdirdiğimizi düşünmedim değil, keza gördüğü kırmızı kart sonrası takımının direnci düştü. Umarım faturayı Olcan'a kesme gafletine düşmezler de, kazanan Türk futbolu olur...

Haftanın derbisinde, Beşiktaş süpriz bir skora imza atarak Fenerbahçe'yi 3 golle karşı yakaya geri uğurladı... Hükmen galip olduğu Ankaraspor maçından beri peş peşe 7. maçını da kazanan siyah beyazlılar, geçen yılki gibi bir süpriz yaparak "Denizli mucizesi" yarattılar... Maç hakkında söylenecek bir şey yok; atıp yatan iki takımın mücadelesinde ilk golü atan farkı bulur diyordum, öyle de oldu. Beşiktaş uzun bir aradan sonra kendi taraftırını da tatmin etmeyi başarırken golleri Fink, Bobo ve Uğur attı. Maçtan önce Twitter'ına 8JK yazdığı için taraftardan da tepki çeken Colin Kazım, maçta kırmızı kart gördü. Emre, takım arkadaşına saldırdı... Güiza'nın antremanı terk ettiği ortaya çıktı... Sorumsuz oyunculardan, ruhsuz isimlerden kadro kurarsanız er geç bir gün hezimet kaçınılmazdır...

Denizlispor, kendi evinde kazanamamaya devam ederken, Antalyaspor öne geçmesine rağmen 2 puanın çimlere gömülmesine seyirci kaldı... Ankaraspor yolcusu Tita'nın ortasında Yalçın ile maçın 17. dakikasında öne geçen Antalya'ya cevap 70. dakikada Roberts'tan geldi. Denizlispor, 7 puana "yükseldi". Djiehoua'nın son dakikalarda kaleciyi çalımlayıp boş kaleye yolladığı topta yan ağlara isabet ettirebilmesi ise, en azından bir süreliğine "Ortada çantacılar var" geyiğini bizden uzak tutuyordu: Teşekkürler Djiehoua!

Kayserispor, Diyarbakırspor'u evine ikinci devrede attığı iki golle uğurlarken bu iki golü de Makukula'nın atması; sonuç itibariyle 10 golle gol krallığında yerini sağlamlaştırması anlamına geliyordu... 13 maçta 10 gol, hiç fena değil ha?

Gençlerbirliği ise, yükselişini 3 golle sürdürürken geçtiğimiz haftalarda panoramamızda yer verdiğimiz genç oyuncu Hurşit'in bir gol bir asistle yıldızlaşması da beni sevindirdi... Gençlerbirliği 6. galibiyetini alırken, İBB 4. mağlubiyetini alıyordu... İBB'nin kaleci zaafları diye başlık atsam on sayfa yazı çıkar sanırım. Önce geçen yılki Hasagiç faciası, ardından bu yılki Oğuzhan... Nihayetinde; ilk 14 takım arasında en çok golü yiyen: İBB!

Eskişehirspor'un Ankaragücü maçı ise tatsız tutsuzken, üstüne bir de maç sonrası olayları eklenince hepten "haftanın kömürü"* oldu iki köklü takımın maçı... Maça giden arkadaşlara göre, medyanın yazdığının aksi yönde maçın başından sonuna kadar bir Ankaragücü kışkırtması olmuş. Asla maçı takip etmediler, girdiler küfür çıktılar küfür diyor bir Es-Es'li arkadaş... Eeee, balık baş'tan kokarmış diyeyim, anlayan anlasın...

Haftanın Beşiktaş'tan sonraki süprizi ise Kasımpaşa'dan geldi; iki yıl önce Galatasaray'a liderlik yolunda çelme takan Paşa, Trabzonspor'da beklenen revizyonu doksan dakikada 3 golle yaptı. Hugo Broos'un ipi çekildi, beş oyuncu kadro dışı bırakıldı... Sen neymişsin be paşa! Colman ile öne geçen Trabzonspor; Emre Toraman, Murat Erdoğan ve Moritz'in gollerine engel olamayınca sahada hesap kesildi. Yılmaz Vural nihayet ömrünün süksesini yapmışa benziyor...

Ve haftanın son süprizini Kuddusi Müftüoğlu önderliğinde Manisaspor yaptı. İlk yarıda baskın oynayan Galatasaray rakibin kalesini geçemiyordu ancak en sonunda sahadaki tek canlı oyuncuları Nonda - Kewell ikilisinin paslaşması sonucu Kewell'ın bulduğu golle 1-0 galip giriyordu soyunma odasına ancak ikinci yarı bir süpriz vardı sahada: Müftüoğlu! Rakibin tüm auta giden şutlarını itinayla kornere çevirtti, avantaj kurallarında standardı tutturmak bir yana böyle bir şeye niyeti olmadığını gösterdi. Zaten Manisaspor'un golünde de önce Galatasaray'a yapılan bir faul ve ardından auta giden bir topa verilen korner kararı vardı... Galatasaray oynamadığı için hakemin yanlı kararlarıyla pozisyon üreten sert futbolu(?) benimseyen Manisaspor'la 1-1 berabere kalarak liderliği tepti. Takımda üç oyuncu dışında herkes rezaletti: Sabri, Nonda ve Kewell. Kewell da klasikleşmiş olarak 60'dan sonra yokları oynadı. Bu dakikalarda oyuna giren Keita ise, "İlk 11'de neden başlamadım" dediğini hissettirdi...

Haftanın satırbaşlarına bakacak olursak:

# Yılmaz Vural'ın makus talihi

Vur - al taktiğiyle, ölümüne oynattığı Anadolu takımları ya büyük fark atıyor ya da büyük fark yiyor. Zira Yılmaz Hoca diğer hocaların aksine cesur ve açık bir oyunu destekliyor. Bunu da takıma uygulatması haliyle kapalı ve sert oyunlara alışmış Anadolu topçuları için zor... Ancak Yılmaz Vural'ın makus talihi bir anda dönüverdi ve flaşlar Yılmaz Hoca için patlamaya başladı... Tabii demeçleri de patladı; "Daum'u da haftaya kovarlar" diyen Yılmaz Vural hâlâ gönlünün Fener'de olduğunu gösterdi... Eh be hocam, sus da daha fazla takdir al işte...

# Kayseri Cinliği

Kayserispor son üç sezondur yaptığı yabancı transferleriyle adını fazlasıyla duyurdu. Ancak şimdiye kadarki oyuncularda pek şanslı değildi. Uyum sorunu mu desek ne desek, bir türlü kumaş tutmuyordu... Ancak Makukula'yla bu şans onlara geri döndü sanırım... Aynı zamanda sessiz Cangele'nin de iyi oyunu, Kayserilileri daha uzun süre güldürecek sanırım. Bu hafta da asistlerine devam etti; atılan ilk golde korneri kullanan isimdi...

# Tavşansız Kadro

Süprizler yapmayı seven Mustafa Denizli, Beşiktaş seyircisini korkutuyordu derbi öncesinde ancak derbiye beklenenden de öte en sıradan kadro dizilişiyle çıkan Beşiktaş'ta, ömrünün maçını oynayan kaptan İbrahim başta olmak üzere, Fenerbahçe'yi sahaya gömmek için çıkmıştı adeta herkes maça... Denizli de sanırım bir daha şapkasından tavşan çıkartmak uğruna kapatılan puan farkını riske atmayacaktır...

# Liderlik Sendromu

Galatasaray'ın birinci sıra hususunda bir sıkıntısı var, yumurta kapıya dayanmadan asılamıyorlar lige... Bu hafta da böyle oldu. Bir gol atıp rakiplerinin taktiğini kopya ederek o golün üstüne yatmaya çalışan Galatasaray'da defanstan hücuma herkesin kötü oyunu onu bile becerememelerini sağlıyordu...

# Gençlere Destek

Anadolu'da çoğu takımda geçtiğimiz yılların aksine "ligin kaşarı" sayılan oyunculardan ziyade genç ve yeni yeteneklerin parladığını görüyoruz. Gençlerbirliği'nde Hurşit, Mustafa; Gaziantep'te Olcan, Ahmet; Kasımpaşa'da Moritz benim ilk aklıma gelenler ancak bunların haricinde genel manada bir yeniye dönüş var ligde. Takımların yaş aralığı eskisi kadar 25 - 30 arasında değil... Bu güzel bir şey... Ancak arada bir Cenk İşler gibi eski yıldızların parladığını görmek de sevindirmiyor değil...

# Kaleci Sıkıntısı

İBBli Oğuzhan, Galatasaraylı Leo Franco, Trabzonsporlu Sylva kalesinde bir türlü güven veremeyen isimler. Fenerbahçe'de Volkan'ı da bu kategoriye sokabiliriz. Keza Beşiktaşlı Hakan Arıkan ve Ankaragüçlü Serkan Kırıntılı da... Yani, genel olarak bir kaleci sıkıntısı var Süper Lig'in. Dolayısıyla milli takımın...

Haftanın 11'ine gelelim:


Müthiş bir performans göstermiş olan Ivankov kalede...

Defans hattında ise Roberts - Jorginho ikilisi güzel performanslarıyla öne çıktılar bu hafta.

Sol bek İbrahim Üzülmez, sağ bek ise kötü takımın iyisi olan Sabri.

Ön libero ise Bursaspor'un 30 saniyede gol atan Kirita'sı...

İleride ortada Moritz, sol kanatta Kewell ve sağda Hurşit.

Forvet hattında ise Makukula ve Tita...

Tabii bu listenin bu hafta için alternatifleri çoktu.

Fink, Ahmet Arı, Emre Toraman, Mahmut, Rüştü; benim ilk aklıma gelen alternatifler.

Nereden sevdim o zalimi?

Bir ayak..

Bir canavar..

Bir kadın..



Bu ayak, 11 Şubat 2009'da oynanan Türkiye-Fildişi Sahili maçında Fildişi Sahili'nin forvetinde oynayan Didier Drogba'ya ait. Maça çıkarken oldukça over-confident görünen Drogba, maçtan sonra kendisini savunan defans oyuncusu hakkında 'nefesini her daim ensemde hissettim, onunla bir daha karşılaşmak istemem' diyeceğinden habersizdi. Üç atalım, beş atalım deyu yürüyordu santraya doğru.

Ve o geldi.. Servet. Ayıboğan da derler ona. Dosta güven, düşmana korku salar. Drogba'ya asla unutamayacağı bir ders verdi o maçta.



Bu kadın, Servet'in sevgilisi. Bunun geldiği maçlarda 3 kişilik oynar Servet. Zerre yorulmaz, dili hiç dışarı çıkmaz.



Ve bu da meşhur Servet.
Şimdi, kim inanır bu adamın Drogba'nın ayağını eline verdiğine? Dosta güven, düşmana korku saldığına?
Golleri çıkar, Galatasaray yendi diyebilin mi? Diyemen. Yenmedi zaten. 1-1 berabere kaldık. Henüz ciddi bir rakiplerörö.

Tribünde gülen o kadın Ayıboğan Servet'i alıp peluşa çevirmiş. Yusuf yüzlü bir mücahite benziyor Servet. Ve Drogba, Servet'in bu halini görende intikam için geri gelecek...